Pendik Kaymakamı Mehmet Yıldız, yaptığı konuşmada Nevruz Bayramı'nın Türk Tarihindeki önemine dikkat çekti ve Nevruz Bayramını kutladı.
Pendik Kaymakamlığı, AHİSİAD ve Milli Eğitim Müdürlüğü İşbirliği İle Nevruz Bayramı Coşku İle Kutlandı
Pendik Kaymakamlığı, Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve AHİSİAD işbirliğiyle Halil Kaya Gedik Meslek Lisesinde gerçekleştirilen program ile nevruz bayramı coşku ile kutlandı.
AHİSİAD B:aşkmanı İbrahim Çam ise yaptığı konuşmada şunları kaydetti.; Tarih boyunca tabiat ile iç içe yaşayan ve toprağı “dört ana unsur”dan sayan Türkün düşünce sisteminde Nevruz, Türk dünyasının tamamında yaygın olarak kutlanan bir bayramdır.
Bayramlar, dinî ve millî inanışlarla, ortak hatıralardan doğar. Genelde “Nevruz” ismiyle yaygın bir şekilde bilinen bu bayram, tabiattaki uyanışla birlikte kutlanır. Bu törenler, bahara duyulan özlemi anlattığı kadar, bir takvim değişikliğini de ifade eder. Burada dikkati çeken husus, “baharın başladığı zaman”dır. Türkler, bu takvim değişikliğini “toprağın uyandığı gün “varoluş ve diriliş günü” şeklinde algılamışlardır. Böylece Nevruzu yaratılış felsefesi diyebileceğimiz manevî bir kimlikle donatmışlardır.
Nevruz, Yenisey-Orhun çevresinden, Altaylara, oradan da Hun Türklerinin Avrupa’ya yürümesiyle Macaristan’a ve Balkanlar’a ulaşmış, 800’lü yıllardan itibaren Hazar’ın güneyinden Anadolu’ya ve Mezopotamya denilen bölgeye taşınarak daha geniş bir coğrafyaya yerleşmiştir.
İslamiyet’i kabul etmiş olan Türk topluluklarında bu törenler, dinî öğreti ile çatışmamak için, sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi âdetlerden biri olarak devam edegelmiş, “yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma, uyanma, dirilme” gibi nitelikleriyle günümüze bütün bir Türk dünyasının ortak kültür mirası olarak intikal etmeyi başarmıştır. En eski Türk âdetlerinden, bayramlarından biri olduğu bilinen Nevruz, kültürel iletişimin bir gereği ve sonucu olarak çeşitli kültür çevrelerinde farklı anlamlara gelmekte, farklı isimlerle anılmakta ve kutlanmaktadır.
Toprağın kış mevsiminde yattığı ölüm uykusundan kalkması, ilk yaz ile yeniden dirilişi, Türk destanları içinde karşılığını Ergenekon’da bulmuştur. Nevruz kutlamalarının bir diğer adı da “Ergenekon Bayramı”dır. Bu isim geçmişten günümüze kadar hâlen çeşitli Türk boyları arasında canlılığını korumakta, aynı zamanda milletin destanların gücüyle birbirlerine olan güven bağını güçlendirmektedir.
Selçuklularda Nevruz bayramının eğlencelerle kutlandığı, şenlikler yapıldığı, özel yemekler pişirildiği, özel hediyeler alınıp verildiği bilinmektedir. Selçuklularda yılbaşı, güneşin Koç burcuna girdiği gün olan Nevruz günü olarak kabul edilmiştir.
NEVRUZ Kutadgu Bilig, Divan ü Lügatit-Türk gibi Türk kültürünün ilk yazılı kaynaklarından başlayarak Bîrûnî’den, Nizâmü’l Mülk’e, Melikşah’dan Uzun Hasan’a uzanan çizgide, hatta Çin kaynaklarında mevcuttur.
11. yüzyılda yaşayan Nizamü’l-Mülk, Siyasetnâme adlı eserinde bu bayramdan söz eder. Bu bayramın aynı zamanda yılbaşı olduğunu belirterek Nevruz geleneklerini anlatır. Aynı dönem yazarlarından Kâşgarlı Mahmud da Divan-ı Lügati’t-Türk’te Türklerde yıl başlangıcının Nevruz olduğunu ifade eder.
Osmanlı devrinde de Nevruz, çok canlı biçimde kutlanılmıştır. Çeşitli kaynaklarda Osmanlı padişahlarının Nevruz tebriklerini kabul ettiklerini, halkın arasına katılarak Nevruz coşkusuna ortak olduklarını kaydetmekte ve padişahın katıldığı bu törenlere Nevruz-ı Sultânî isminin verildiği belirtilmektedir. Saray hekimbaşıları tarafından hazırlanan ve “nevruziye” denen çeşitli baharatlardan yapılmış macunların başta padişah ve ailesi olmak üzere bütün saraya ikram edildiği de çeşitli kaynaklarda anlatılmaktadır. Hatta, Nevruz kutlamalarının yapılmasının dinî açıdan sakınca taşımadığı yönünde fetvalar da mevcuttur. Bu fetvaların en bilineni Ebu Suud efendi tarafından verilmiştir.
“Nevruziye”ler yazarak padişahın Nevruz Bayramı’nı kutlayan Klasik dönem şairlerinin, ayrıca bu şiirlerle baharın gelişi, cihanın tazelenişi, çiçeklerle bezenişi, tabiatın âdeta yeniden dirilişini ve bu mevsimde yapılan eğlenceleri anlattıklarını görüyoruz.
Osmanlı ailesini çıkarmış olan Kayı Boyu’na mensup Karakeçililerin 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazi’nin türbesi etrafında toplanarak burada bayram yaptıklarını biliyoruz. Bu bayramın bir diğer adı da “Yörük Bayramı”dır. Yine günümüzde de devam eden Manisa Mesir Şenliklerinin de yukarıda kısaca belirttiğimiz gibi “nevruziye” denen çeşitli baharatlardan yapılmış macunların sarayla birlikte, halka ikram etme geleneği şekline dönüştüğü ve Nevruz’la ilgili olduğu bilinmektedir.
Osmanlı devrinde yapılan Nevruz kutlamaları Cumhuriyetin ilk yıllarında da resmî olarak devam etmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren gösterilmeye başlanan bu hassasiyet; Osmanlı döneminde şu veya bu sebepten dolayı ihmal edilmiş Türk insanına kendi kültürel kimliğini, kişiliğini, benliğini, hüviyetini kazandırma gayretidir. M. Kemal Atatürk, bu sürecin öze dönmekle, kendi kültürel değerlerimize, örfümüze, âdetimize, geleneğimize dönmekle mümkün olacağı inancındadır, “Bilelim ki, kendi benliğine sahip olamayan milletler başka milletlerin şikarıdır,avıdır” diyen Atatürk, kendi kimliği, kişiliği, millî benliği kazandırılmış olan millete çağdaş olma yolunun da açılmış olacağına inanmaktadır. 1921 yılının 21 Mart günü halkın, öğrencilerin Ankara’nın belirli çayırlıklarına, meydan yerlerine toplandıkları, bu törenlere devletin üst yöneticilerinin de katıldığı dönemin matbuatında kayıtlıdır. 1922 yılında Sakarya Zaferi’nden hemen sonra bütün okullara Nevruz-Ergenekon bayramının bir önceki yıl olduğu gibi coşkuyla kutlanması için talimat verilmiştir. Aynı yıl 23 Mart Çarşamba günü Meclisin önünde ve Taşhan Meydanı’nda merasimler yapıldığı yönünde bilgiler de Hâkimiyet-i Millîye, Yeni Gün ve İkdam gazetelerinde kayıtlıdır.
Anadolu da birazdan örneklerini vereceğim mevsimlik toplu törenler ve bayramların birçoğunun Nevruzla ilgili olduğu bilinmektedir. Yalnız muhtelif mezhep ve meşreplere göre farklı algılanmıştır. Mesela Alevî ve Bektaşîler Nevruz’u Hz. Ali’nin doğum günü ve Hz. Fatma ile evlendiği gün olarak kabul ederlerken, Şiîler bugünü Hz. Ali’nin halife olduğu gün olarak benimserler. Sünnî Türk toplulukları ise Nevruz’u daha çok tabiat olayları ile ilişkilendirmiştir.
Tahtacı Türkmenlerinde; Nevruz Bayramı eski martın dokuzudur ve Sultan Nevruz olarak adlandırılır.
Akdeniz bölgesinde Toros dağları üzerinde yaşayan Yörük aşiretlerinin Nevruz motiflerini canlı bir şekilde yaşattıkları Hatay’ın Antakya, Samandağ ve İskenderun yörelerinde “Yumurta Bayramı” ve Kıbrıs’ta yapılan “Mart Dokuzu” şenliklerinin yapılmaya devam ettiğini biliyoruz. Antakya ve Isparta yörelerinde bugün de devam eden “Hörfene” geleneğinin de Nevruz’la ilgili olduğu düşünülmektedir. Antalya-Alanya’da, Nevruz sabahı, bin “İhlas Suresi”nin okunduğu zeytin yaprağı denize atılır. Denize atarken “Ben salayım deryaya, derya götür Mevla’ya” tekerlemesi söylenir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerimizden Gaziantep ve çevresinde 22 Mart gününe “Sultan Navrız” adı verilir.
Nevruz’a bağlı geleneklerin en canlı görüldüğü Iğdır, Kars ve çevresinde; Nevruz ateşi yakma, ateş üzerinden atlama, yumurta dövüşü, at yarışı, mânili fal bakma, diğer kültürel etkinlikler arasındadır. Bununla birlikte Nevruz kutlamalarının İslamî motiflerle terkip hâlinde kutlandığını da görmekteyiz. Kars’ta Nevruz akşamı yapılan “İhya Gözleme” töreni bu kültürel etkinliğin bir örneğidir. İleri gelenlerden birinin evinde toplanan halk sabaha kadar hiç durmadan Kur’ân-ı Kerim ve Mevlit okur, dualar ederler.
KAYNAK: HABER MERKEZİ